(1) Allah Bizimle Beraber de Biz Kiminle Beraberiz? - Çağrışımlar | Savaş Şafak Barkçin

Çağrışımlar

-1- 

Allah Bizimle Beraber de Biz Kiminle Beraberiz?

Bu yazı; 
My Mecra’nın ‘Savaş Şafak Barkçin ile Çağrışımlar’ videolarının yazıya dökülmüş halidir. 
 Faydalı olması dileğiyle..




***
Bukovski kayıp bir adam. O kendini kurtarmaya çalışıyor, bir yerlerde tutunmaya çalışıyor. 
E sen Allah’ın sapasağlam ipine sarıl, ee kayıp olan adama özen ondan sonra. 
Vay vay vay Bukovski ne güzel, Heidegger ne güzel ya falan filan gibi. 
Türkiye’de batıcılık bu kadar insanların zihinlerine ve kalplerine, 
hayatlarına normal bir şeymiş gibi girdiyse bunun en büyük vebali muhafazakarlarındır. 

***


[Serdar Tuncer]
Savaş abi hoş geldin. 

[Savaş Şafak Barkçin]
Hoş bulduk merhabalar. 

Abi güzel bir seriye başlıyoruz nasipse, Çağrışımlar diyeceğiz adına.

Öncelikle bizimle birlikte yürüdüğün için teşekkür ederiz.

Rica ederim, ben teşekkür ederim dostlarla bizi buluşturduğunuz için.


Allah razı olsun, sen nasılsın?

Elhamdülillah yani hamd her hal ve şartta Allah-u Teala'ya aittir. Biz Allah-u Teala'ya bir kere var olduğumuz için şükrediyoruz. Yani o yüzden şu anda yani sevincim, kederim, efendim sıkıntım, ferahlığımdan ziyade gerçekten ben var olmanın neşesini biraz yaşıyorum sanki.

Yani elhamdülillah bu varlığı bize ikram eden, ihsan eden Allah'tır. Allah bizimle beraber de biz de inşallah Allah'la beraber oluruz yani. Şu imanımıza bir dikkat etsek, Allah'la aramızı bir bulsak, yani o araya çok çer çöp döşemesek iyi olur.

Benim çok sevdiğim bir arkadaşım var, bu biraz tasavvufa falan mesafelidir. İşte aracılar der, tefeciler der falan ama tabii çok severiz birbirimizi. Bir gün beni aradı, bir makama atanmak istiyor Ankara'da.

Yahu dedi Savaş dedi şunu arattırdım, bunu arattırdım. Bakanları falan tanıyor ya üst düzey adamları. Ona dedi söylettirdim, buna söylettirdim.

Ula dedi hala olmadı benim işler. Dedim bana diyordun aracılar, tefeciler işine girdin diye. Bak dedim sen Allah'ın takdiriyle kendi arana kaç tane aracı dizdin?

Bırak kardeşim bir kere de yani tamam gayretini yapmışsın. Torpil mi gerekiyor? Torpilini de yapmışsın maşallah.

Bırak bundan sonrası Allah'ın işi. Olacaksa Allah takdir eder. Fakat biz sanki Allahuteala'ya haşa ve kella onu da bırakmaya pek güvenemiyoruz.

Değil mi? Bu temel fıkrası var ya. Sana da fıkra anlatılmaz gerçi ama.

Niye? Çünkü çok biliyor. Her şey biliyor.

Temel uçurumdan aşağıya düşmüş. O arada tam bir tane böyle çalıya tutunmuş. Ama aşağıya düşse paramparça olacak hala çok yüksekte.

Ve çalı çatırdıyor. Temel şimdi tabii mahvolmuş kesin ölecek yani. Bağırmaya başlamış.

Kimse yok mu? Kimse yok mu? Yani rivayet o.

Fıkradır. Güya gaipten Tanrı'nın sesi. Ey temel merak etme sen kendini bırak.

Ben seni salimen yeryüzüne indireceğim. Herhangi bir şey olmayacak. Başka kimse yok mu?

Başka kimse yok mu? Şimdi Müslümanların iki asıllık seren camını bence en güzel anlatan şey bu. Yani Allah'tan tamam kardeşim imanımız var.

İtikadımız var. E tamam. Başka ama başka şeyler lazım bize.

Hep bir şeyleri arama. İktifa etmeme. Allah'la yetinmeme.

Allah'tan başka güya güç kaynaklarını, güç türlerini bilmeden belki Allah-u Teala'nın gücünün önüne koyma. La havle ve la kuvvete illa billah diye namazı bitiren insanların günlük hayatlarında o havli ve kuvveti Allah-u Teala'nın yarattığından bigane olması yani. Hepimizi katarak söylüyorum.

Her alanda entellikten dantelliğe kadar, siyasetten ticarete kadar, şuradan trafikte araba kullanmaktan, kitap okumaya kadar. Sanki biz böyle ya Allah zaten tamam. Biliyoruz kardeşim.

Bize başka şey anlattı. Hep böyle sanki haşa Allah bir ayrıntı. Halbuki Allah her şeydir.

Yani Allah-u Teala her şeyi yaratandır. Her şeyi hükmedendir. Yani bunu hem söylüyorsun hem de diyorsun ki tamam kardeşim var ama biraz da şöyle Batılılardan bir şeyler anlat ya bu nasıl dantellik.

Hiç Haydegardan bahsetmedin bize mesela şu ana kadar. Okumuş olman lazım. Kant tezinde var.

Kant'ın güya eleştirisini yaptık. Anlatsana kardeşim Kant ne diyor ya. Hadisleri biliyoruz kardeşim ayetleri biliyoruz.

Herkes böyle bir allame.

Şimdi aslında başka bir şeyi soracaktım ama sohbet madem entelliğe geldi abi. O entelektüel kavramın içini bir hakkın dolduran birisi olarak biliyoruz biz Savaş abi. Fakat senin diğer entelektüel...

Gerçi niye estağfurullah dedim ki entellik. Neyse öyle öyle.

Diğer entelektüellik iddiasında olan insanlardan en büyük farkın abi bunun matah bir şey olmadığını, kıymetli bir şey olmadığını ifade ediyorsun. Niye böyle abi? Entelektüel nasıl önemli bir şey?

Eyvallah.

Abi 1987 yılında, 88 yılında bir yazı yazdım. Nefse entelektüeli tektir. O yaşta, vay be neymiş o, o yaşta mı bizim bugün yaşadığımızı görmüş adam demeyin.

Bu zaten bilinen bir şey, hepinizin bildiği bir şey. Ama bazen bilinen şeyi tekrarlamak gerekiyor. Teyit ve takyit için.

Yani hem teyit etmek için, onaylamak için hem takyiti kayda geçirmek için. Dolayısıyla mesela o yazıda da onu söylemiştim. Nefse entelektüeli.

Yani entelektüelin nefsini diyorum, dikkat et kendine bak ayağın kaymak üzere. Niye? Çünkü o yaşta 1980'leri düşün.

Türkiye'deki dindarların genç neslinin ilk defa kitlesel bir şekilde üniversite okuduğu, üniversitelere girmeye başladığı bir dönem. Daha önce işte belli kitlelerin, belli ekonomik grupların, koleji bebelerin Ankara şivesiyle söyleyeyim. Girdiği yerlere, mesela bir Boğaziçi Üniversitesi'ne bizim girdiğimizde Anadolu insanı girmesin diye 50 tane engel konmuştu.

E sen onları aşarak giriyorsun. Tamam. O dönemde böyle bir açlık var.

Okunuyor, tartışılıyor ve daha da çok Batılı filozoflar okunuyor. Çünkü şöyle bir kasıt var. 1950'lerden beri bu kasıt İslam dünyasında var.

Yani Batı öyle bizim eski Osmanlı ulemasının, daha doğrusu Osmanlı münevverliğinin ayrı bir sınıftır. Münevverliğinin sandığı gibi çok matah bir şey değil. Ama bizim de Batı'nın üzerimizdeki hakimiyetini kurtulabilmemiz için Batı'nın ne matah bir şey olduğunu öğrenmemiz lazım.

Ne yapalım? Bunların bilimine bakalım, kilimine bakalım, düşüncesine bakalım, ilmine bakalım, fikrine bakalım. Eleştirelim.

Tenkit nazarıyla. Fakat bu şeye benziyor. Bir zehrin nasıl tesir yapacağını öğrenmek için az az o zehri içen adamın en son o zehirden nalları dikmesine benziyor.

Bizimkiler biz az az içeriz, bir şey olmaz kardeşim. Biz tenkit nazarıyla bakıyoruz. Biz zaten Kur'an ve sünnete tabiyiz.

Biz İslam'ı ayağa kaldıracağız canım diye başladıkları bu ameliyede maalesef ufaktan ufaktan zehirlendiler. Önemli bir kısmı bugün de görüyoruz. Yani acıyarak görüyorum.

Bir kısmı benim çok sevdiğim arkadaşlarım. Neredeyse imanın kenarına geldiler. Allah muhafaza.

Bunun sebebi ne? Bunun sebebi şu. Allah'tan gayrıya itimat, itikad, istinad.

Arkadaşlar kavramlarda bile kul olmak gerekir. Bakın ben bu kavramın üzerine çok dururum. Millet de bizi kıl tüy yaptığımızı sanıyor.

Onun için yapmıyorum. Mesela diyorum ki etik demeyeceksin kardeşim, ahlak diyeceksin. Çünkü efendim filan yerde filanca yanlışlık yapılmış hiç etik değil.

Kardeşim etik etik. O yaptığı şey etik ama ahlaksızlık. Bu iki şeyin farkını bilmezsen kavramında, dilinde Allah'ı tercih etmezsen eyleminde de Allah'ı tercih edemezsin.

Ya bunu bir anlayamıyoruz. Bu kadar zor bir şey mi? Çünkü ahlakı ne yaptın?

Kenara koydun. Etik diye bir şey geldi. Onun yerine oturdu.

Aynen bir zamanlar müminlerin dinden bahsetmeden dindar oldukları gibi. Dinden bahsetmiyorlar ki. Yani çiftçi, esnaf, sultan böyle sabah akşam bizim gibi.

Aman efendim batı bize böyle aman şey yapalım kurtaralım. İslami düşünce, İslami sanat böyle bir şey yok. Bu zaten bizim şaşkınlığımızın bir sonucu ama hani uyanma gayreti.

Eyvallah niyetlere bir şey demiyorum. Ama tutturulan yol o zehri tadarak zehrin tesiri acaba ne olur diye merak eden adama benziyor. Hiç mi ilgilenmeyeceksin?

Dünyamızı kapatalım. Biz hiç başkalarıyla, hayır tabii ki tam zıttı. Bu da maalesef bazı laf anlamayan arkadaşların hemen ilk itiraz olur.

Yani evet oturun iç dünyayla öyle şey olur mu? Tam tersi. Ama önce kendin olman gerekiyor.

Yani Mevlana'nın, Yunus'un zevkine varmamış bir adam Bukovski'yi okuyunca ne oluyor? Bukovski kayıp bir adam. O kendini kurtarmaya çalışıyor, bir yerlerde tutunmaya çalışıyor.

E sen Allah'ın sapasağlam ipine sarıl, e kayıp olan adama özen ondan sonra. Vay vay vay Bukovski ne güzel. Heidegger ne güzel ya falan filan gibi.

Şimdi peki Heidegger'in doğrusu olmayacak mı? Var. Bukovski'nin doğrusu yok mu?

Var. Peki doğru olduğunu nereden biliyorsun? Bukovski kendisiyle bilmiyor.

Acaba o sözleri sarf edince kesin doğrudur diye inancı olduğunu mu sanıyorsun? Yok. Peki o adamın emin olmadığı doğruyu sen nasıl tespit edebiliyorsun?

Bunu bir sor ya. İman ölçüm yüzünden tespit ediyorsun. Bak diyorsun bu dediği doğru çünkü.

Allah da bunu söylüyor, Resulullah da bunu söylüyor. Alim'i de, Arif'i de buna benzer şey, daha doğrusu onun üzerindeki ilkeyi söylüyor. Yani işlerin yeri değişti.

Şimdi Bukovski'den Kur'an'ı teyit etmesini bekliyorum. Anlatabiliyor muyum? Bu rezilliğe kadar indik.

Hatta bu rezilliği teorize eden arkadaşlarımız çıktı. Bu rezilliktir gerçekten. Öyle bir şey düşünün ki bir mümin bir kafirden iman nedir bana anlat diyor.

Bir kafire ya bu Kur'an'daki kıssaları nasıl anlamak lazım bize bir anlatsana ağabey. Onu diyor. Böyle bir şey olabilir mi?

O gariban sana muhtaç. Karanlıktaki sana muhtaç. E peki sen onu öyle görmüyorsun.

O zaman senin Müslümanlığında bir sorun var. Yani sen Müslümanlığın yeterli olmadığını, çok aydınlık olmayabileceğini düşünüyorsun. Sende sorun var.

O zaman imanına dikkat et. O yüzden entelliğin şöyle bir sorunu var. Kitap perestlik, huruf perestlik, harflere tapınma, kitaplara tapınma, feylesof perestlik, filozof tapınması, çok aşırı sevme.

Bunlar insanı dindar yapmıyor. Bunlar insanı dinbaz yapıyor. Dinle oynuyor.

Canbaz gibi. Canla oynayana canbaz denir. Dinbaz yapıyor.

William Chittick diye Amerikalı Müslüman var. Arif bir adam. Gerçekten çok tanışırım.

Çok güzel bir insan. Çok güzel kitapları var. Kitap okuyacaksanız böyle nurlu adamların kitaplarını okuyun.

Niye? Oradan da nur gelir size. Karanlık adamlarla ne uğraşıyorsun?

Sen elektrikçi değilsin. Gidip karanlık yere lamba takacak halin yok. Sen aydınlıktan önce beslen ki kendini de aydınlat, alemi de aydınlat.

Mesela William Chittick'in bir lafı var Serdar'cığım. Diyor ki, 100 sene evvel Müslümanlar Allah diyorlardı, İslam demiyorlardı. Bugün Müslümanlar İslam diyorlar, Allah demiyorlar.

Niye diyor bunu? Allah ile olan irtibatı öne almıyorlar. Allah ile ittifa etmiyorlar.

Allah ile yetinmiyorlar. Bir kurum ismi gibi İslam'ı, tabii ki Allah'ın dini, tabii ki. Ama o onu başka bir şey mi söylüyor?

Yani siz diyor dedikodu yapar hale geldiniz. Allah ile irtibatınızı maalesef unutuyorsunuz. Bunu demek istiyor.

Ki herhalde söylediğim sözlerinde bir özeti olsa gerek.

Bir dahaki bölüm biraz bunu konuşalım abi.

Olur.

Çünkü Allah ve kefâbillâhi ve kîlâ diyor. Allah yeter. Hani bize ne kulluk yetiyor ne de Allah yetiyor.

Haşa. Bir dahaki bölüm bunu konuşalım ama bu entelektüellik bahsinde bir şey söyleyeceğim. Hani bazı dudaklara yakışıyor sohbet arasında bir birisinden bir örnek vermek.

Batılı bir filozoftan yakışıyor. Çünkü kompleksiz söylüyor o. Kendi doğrusunu teyit etmek için söylemiyor.

İhtiyacı olan söz o adam tarafından söylendiği için zikrediyor. Ama öbür bir de böyle çömez tayfa var. O kompleksten doğduğu belli.

Dudağından çıkarken o isimler. Topan ağırlıyor ama niye dediği belli. Hani bak ben onu da bilen bir adamım.

Satıyor. Benine hitap ediyor. Satıyor.

Din füruş belki. Din satıyor. Çünkü o da bir satıştır.

Çok doğru söylüyorsun. Zaten o ikisini hemen ayırt etmek mümkün. Maalesef söylediğim birinci kısım çok az.

Yani ben mesela tweetlerimde, kitaplarımda, yazılarımda, derslerimde dikkat ederseniz genelde Batıllardan pek alıntı yapmam. Bunu, kusura bakmayın Batıyı iyi bilen birisiyim. Peki niye yapmıyorsun abi?

O aşağılık kompleksini bildiğim için onu coşturacak şeylerden uzak duruyorum. Ben kendimi biliyorum. Ben kendimi okuyorum zaten.

Ama onu insanlara aktarınca adam şöyle diyor. Savaş Hoca da verdi Şopan ağırlığı. Verdi Haydegeri.

Ne Yunus'tan bahis var, ne Mevlana'dan, ne Said Halim Paşa'dan, ne Ahmet Cevdet Paşa'dan, ne Cemil Meriç'ten. Tamam demek ki bu iyi bir şey. Zaten böyle böyle bu hale geldik.

Yani meşrulaştırma, kusura bakmayalım, Türkiye'de batıcılık bu kadar insanların zihinlerine ve kalplerine, hayatlarına normal bir şeymiş gibi girdiyse bunun en büyük vebali muhafazakarlarındır. Neden? Kendilerine dayatılan bütün kavramları dini gerekçelerle meşrulaştırdılar.

Karşı taraf etik diyor, evet evet ahlak bizde de var, vallahi var. Karşı taraf diyor ki anayasa, o da var, bizim de Kur'an'ımız var. Bak terbiyesize bak.

Kur'an-ı Kerim anayasa olur mu ya? Sen deli misin? Yani insan biraz düşünse imanından korkar biliyor musun?

Niye? Sen daha anayasayı da bilmiyorsun demek ki Kur'an'ı da bilmiyorsun. Çünkü mukayese için sen de biliyorsun.

Mukayese edilenleri bilmen lazım. Çok iyi bilmen lazım. Öbür türlüsü kıyası batıl olur.

Yani yanlış bir kıyası olur. Bazıları da iman götürür Allah muhafaza. Mesela İncil'de vardır.

İnsanlar Tanrı'nın çocuklarıdır. Haşa ve kella. Şimdi insanlar Tanrı'nın şefkatine nazaran bir annenin çocuklarına gösterdiği şefkat Allah'ın şefkati gibidir.

Allah'ın şefkati onu hani anlayabilirsiniz. Bu manadaki bir şeyi o gibiyi ortadan attın mı direkt hüküm cümlesi olur. Yani haşa ve kella.

Dolayısıyla burada şunu vurgulamak istiyorum. Burada şuna dikkat edelim. Her şeyi okuyabilirsiniz.

Her şeye bakabilirsiniz. Fakat önce bakış açınızı bir netleştirin. İman üzerine netleştirin.

Allah'a dostluk ile, Allah'ı sevmek ile, Allah'ın tercih ettiklerini tercih etmek ile. Allah'ın bağlanın dediklerine bağlanarak. En başta Resulullah Efendimiz.

Ashab-ı kiram, ulema. Bunların hepsi Allah-u Teala'nın teyit ettiği, bize haber verdiği silsiledir. Öyle biz kafamıza göre birisine alim demiyoruz.

Niye? Rabbani alim olacak. Rabbani alim olacağı ne olacak?

Allah ve Resulüne ahlaken de uyan adam olacak. Yani bilgisi muhteşem. Onların nasıl değiştim, değiştim diye bağırarak öldüklerini gördük.

Çok biliyorlardı. Nasıl darbe teşebbüsü, ülkeye istila girişimleri onlar az bilen değildi yani. Bayağı bilenlerdi.

Ama kurtarmıyor. Çünkü insanı insan eden şey Allah'a olan yakınlığıdır. Allah'ın ona yakın olduğunu bilmesin.

Bence bu.

Abi teşekkür ederiz.

Eyvallah.










Yorumlar