(2) Müslümanlık Bize Niye Yetmiyor? - Çağrışımlar | Savaş Şafak Barkçin

Çağrışımlar

-2- 

Müslümanlık Bize Niye Yetmiyor?

Bu yazı; 
My Mecra’nın ‘Savaş Şafak Barkçin ile Çağrışımlar’ videolarının yazıya dökülmüş halidir. 
 Faydalı olması dileğiyle..



***
Osmanlı'nın son yüzyılındaki birçok insandan bugün din gayreti olan 
insanların itikadı daha temiz. 
Sen de öyle yaşıyorsun. 
Bir tek üzerine aksesuar diye Allah yazılı bir kokart takıyorsun. 
Ne oldun? Allah'ın adamı oldun. Niye? 
Burada kokartın var. Bak Allah yazılı. 

***


[Serdar Tuncer]
Savaş abicim hoş geldin.


[Savaş Şafak Barkçin]
Hoş bulduk. 

Ağabey ilk bölümde biraz bahsettik bu meseleden ama bunu bir daha sormak istiyorum. Mesela Müslümanlığımız, biz ne kadar Müslümanız? Herkes bir başkasının haliyle meşguldür de ekseriyetle. Dönüp kendine nazarını çeviren çok azdır bizde. Böyle bir bakışta, Hasan Abbasi Hazretleri'nin işin içine katarak söyleyeceğim. Tebeyyüt tabiine diyor ki siz onları görseydiniz sahabe için. Deli diyecektiniz. Onlar sizi görseydi Müslüman değil diyecekti. Aradan geçti 1350 sene. Bizi görselerdi ne diyeceklerdi? Biz onları görseydik ne diyeceklerdi?

Valla deliliğin alt kademelerini bilmiyorum yani. Herhalde baya diplerdi. Ama böyle konuşmak da bazen canımı sıkıyor. Yani böyle konuşmuş olmak. Çünkü bu bir yazıklanma, bir acıklanma edebiyatı var bizde ağabey. Yani eskiden her şey çok harikaydı. Tabi o büyükleri kastetmiyorum. Her dönemde büyükler büyüktür zaten. Onun tartışmanın manası yok. Ama hani bu müminlerin genelde son iki asırdır böyle bir gözyaşı geceleri. Ah biz ne olacağız? İşte biz böyleyiz. Batı bizi dövdü. Üst akıl var. Bizde akıl bile yok. Biz gariban adamlarız. Gelen vuruyor giden vuruyor. Yani böyle bir şey var. Şimdi oraya da getirmek istemiyorum. Ama hani parlak bir durumda olmadığımız açık. Zaten onu anlatmaya çalışıyoruz ama onun sebebini ben açıkçası Allah ile olan aramızın bozuk olmasında arıyorum. Yani bu ne demek? Allah ile arası bozuk. İnşallah olmaz da. Fakat biz Allah-u Teala'yı bizi yaratan, yaşatan, gözeten, hükmeden Ama o kulluk ne demek? O istihane ne demek? O yardım isteme ne demek? Bunların gerçekten karşılığı yok. Bunların da üç tane eksik doğurduğunu düşünüyorum açıkçası. İki asır. Ben hep iki asırdan baktım. Bu nedir bu iki asır? Geriye doğru gidelim. Ne oluyor abi ya? Ne oldu o zaman? Derseniz de şöyle derim. Mesela şu. Dolmabahçe Camii. Somut bir şey anlatayım. Dolmabahçe Camii'ne baktığınız vakit çok güzel, gerçekten narin bir camidir. Yanındaki Dolmabahçe Camii Fransız örneğinden kopyalanıp yapılmış bir saraydır. Camii de ona uygun olarak barok bir kilise mimarisinin uyumlu bir şekilde yanına minare eklenmesiyle yapılmıştır. Minareyi kapatırsanız, ben derslerimde bunu yapıyorum talebelerim. Minareyi kapatıyorum, bir bakın. Minareyi açıyorum, bir bakın. Şimdi diyeceksiniz ki iyi de yani bu etkileşime her zaman olmuyor. Oluyor. Fakat ilk defa enteresan bir şey oluyor. Dolmabahçe Camii, bu Dolmabahçe Sarayı ve Camii o kırılma noktasının galiba sembolüdür. Neden? Tarihte ilk defa belki o camiyi yapanla yaptıranla beraber gayrimüslimlere ihale ediliyor. Yani diyeceksiniz ki Süleymaniye Camii'nde gayrimüslimler çalışmadı mı? Tabii ki. İşçilerin yarıya yakını gayrimüslimdir. Taş ustaları, marangoz ustaları, Rum var, Ermenisi var. İsim isim var. Yevmiyeleri yazılı. Kayıt edilmiş yani. Eyvallah. Ama bir caminin mimarı kafir olmaz. Gayrimüslim olmaz. Yani işin başındaki Müslüman olur. Şimdi bu ilk defa orada terk edilmiş ve şöyle bir mantık. Camii de bir binadır. Dört duvarı var. Bir çatısı var. İster kubbe yap, ister düz yap. Fark etmiyor. O da bina işte canım. İşte buraya geldiğin anda, bu bit bir tane örneğini söylüyor. Buraya geldiğin anda senin referansların bozuldu demek. Yani Allah-u Teala merkez olmaktan, asıl olmaktan, mebde ve münteha olmaktan, başlangıcımız ve bitimimiz olmaktan sanki biraz daha bizim tarafımızdan o konuda bir gaflet oluştuğunu görüyoruz. Şimdi ondan sonra katmerlenerek geliyor. Öyle bir yere doğru geliyor ki Namık Kemal, hiç sevmem. Kusura bakmayın. Özellikle bizim yakın tarihte adam olmayan çoktur yani. Neyse. Namık Kemal ama şunu da yapmıştır. Yani o Namık Kemal dediğin adam bile bu kadar zayıf aslında karakterli bir adam. Nereden biliyorsun? Tanıdın mı babacığım derseniz. Oğlunun hatıraları var. Ali Ekrem Bolayır'ın hatıralarını okuyun. Ben hatıralardan söylüyorum canım. Nereden bileyim? Bir de eserlerindeki yaklaşımını biliyorum yani. Şimdi Namık Kemal Londra'ya kaçıyor biliyorsun. Babasıyla mektuplaşıyorlar. O mektuplardan birinde babası diyor ki oğlum bana diyorlar ki burada İstanbul'da, ya senin oğlun Londra'ya kaçmış. Orada ahlaksızlıklar yapıyormuş. Ben de diyor onlara şöyle cevap veriyorum. Evladın Hicaz'a gitmedi ki namaz kılsın, oruç tutsun. Herhalde oraya gidince bunları yapacak. O paşa dedikleriniz var ya. O paşaların içinde böyle de paşalar var. Tabii Ahmet Çevdet Paşa gibiler de var. Öyle torbaya koymayalım. Ama şunu söylemek istiyorum. Artık demek ki din, Allah-u Teala'nın muradı, Allah-u Teala'nın bizden istediği maksat, maksud bunlar bir tarafa konulmuş. Yani insanlar böyle bir çer çöp nasıl sele kapılır o şekilde gidiyorlar. Dindarlarda bile böyle bir yamulmalar var. Ne gibi? Mesela işte adam diyor ki, efendim bizde meşveret vardır, şuura vardır. Aynen İngiliz parlamentosu. Bu eşitleme kafası sadece kurumların çöküşünü değil, sadece kavramların çöküşünü değil ve dolayısıyla anlamların çöküşünü değil, bütün bu anlam, kavram ve kurumların üstüne oturduğu imanın çöküşünü de hızlandırıyor. Siz şimdi şunu sanmayın. Ben bunu söylüyorum. Ne kadar ciddi bir iddiadır, doğrudur onu bilmem. Ama benim hissiyatımı söylüyorum. Son dönem Osmanlı müelliflerini okuyan bir insanım. Onların biraz fikir dünyalarını, his dünyalarını merak eden bir adamım. O nazarla okuyorum. Şunu söyleyebilirim. Osmanlı'nın son yüzyılındaki birçok insandan bugün din gayreti olan insanların itikadı daha temiz. Bak bunu söyleyebilirim. En azından helal diyor, haram diyor, kaçınmaya çalışıyor. Böyle bir gayreti var. O dönemde her şey birbirine girmiş durumda. Biliyorsun. Yani şeyhlik, satılık, gazetelerde ilanla satılıyor. Tabii kötü örnekler demek illa iyi örneklerin yokluğu anlamına da gelmiyor. Bunu da anlamıyor. Bazen de böyle anlıyoruz. O değil. Ama üç tane büyük açığımız var iki asırdır. Allah'a itikad, itimat ve istinad açığı var. Yani imanımızda eksiklerimiz var. Allah'a yaslanmamızda eksiklerimiz var. Güvenmemizde eksiklerimiz var. Dolayısıyla bu üçüne çok dikkat etmek lazım. Bugünkü pek çok komplekslerimiz, omurgasızlıklarımız, tutarsızlıklarımız, bir sürü gayret, bir sürü enerji, bir sürü nesil harcayıp hala maalesef kendisi olamamış bir toplum olmak. Yani birileriymiş gibi, bir şeyi yapıyormuş gibi. Dini gayrette de öyle, sanatta da öyle, ticarette de, siyasette de öyle. Mesela bir Alman'da bunu görmezsin. Bunu kıyasladığın zaman daha iyi anlıyorsun.

Aziz abiye bir selam göndermenin vakti geldi galiba değil mi? Aziz abi. Ben bazen sohbetlerde duyduğumuz şeyi dostlar da duysun istiyorum. Çok güzel bir şey söylüyor Aziz abi ve bir olay üzerine. Onu paylaşabilir miyiz? Yeri geldi sanki.

Tabii. Aziz abi benim çok sevdiğim eski bir abim. Paris'te yaşıyor. Kırk yılı geçkin bir vakittir orada. Ama gerçekten kendi halinde gerçek bir mümin, çok entelektüel bir adam. Bu arada entelektüel kelimesini de açıklayalım, bilin. Entelektüel kelimesi Fransızca'dan alınmıştır. Entelect, Latince'de saf akıl demektir. Bakın akıl kelimesi iki tanedir. Bir de raison var Fransızca'da. Bunların hepsi Latince kökenlidir. Raison dediğiniz zaman işte reason İngilizcesi, rasyonality falan oradan geliyor. Onu dediğiniz zaman o günlük işleri idame eden akıldır. Yani meşayı akıldır. İnsan alır verir, kar eder, çukura düşmeyim der, trafik ışık geçer miyim, geçmez miyim? Bunların hepsi tabii o da akıl. Fakat o sanki ne gibi? Yanlış anlatmayayım. Rem gibi yani. Bir de rom akıl var yani. O çekirdek akıl, cor akıl. Ona entelekt denir. Hakikatla ilgili yüce hakikat, yüce ilkeler, insanın gördüğü, gözlenmediği şeylerin ötesindeki şeyleri kavramasına yarayan akıla da entelekt denir. Şimdi entelektüel kelimesi 1800'lerin sonunda icat edilmiş Batı'da. Neyi ayırt etmek için etmişler? Çünkü bir ruhbanlar var, onlar da okuyup yazıyor. Kilise literatürü var. Dindar düşünürlerin durumu var. Bir de ya biz o kadar yani dindar değiliz. Pek de karıştırmayın o konuları. Biz baktığımızı anlatalım canım. Yani boş verin siz ya. Biz dünyada yaşıyoruz diyen insanlar var. Onlar işte kendilerine entelektüel demişler. Şimdi bizde münevver kelimesi kullanılıyor. Bakın işte Osmanlı tercüme edince de böyle ediyor. Şapka çıkaracaksınız. Osmanlı ciddi bir toplum. Bakın yıkılışında bile ciddi bir toplum. Şimdi dolayısıyla entelektüel kavramı bu. Aziz abi öyle bir entelektüel değil yalnız. Aziz abi gerçekten irfan üzerine olan bir adam.

Münevveri atlamayalım ama.

Münevver de aydınlanmış demek. Biz şimdi aydın diyoruz ama aydınlanmış demek asıl münevver. O da biliyorsunuz Ziya Gökelp derler bu tercümeyi yapan. Ziya Gökelp'miş ilk defa. Fransızca entelektüel kelimesini oradan tercüme etmiş. Birebir sayılır. Çünkü o bahsettiğimiz entelekt denen akıl yani çekirdek akıl aydınlatan bir şeydir. Onunla uyumlu bir şey yapmış. Ama yine de şunu unutmayalım. Alimden münevveri ayırt etmemiz zaten bugünkü düştüğümüz çukurun temelidir. Bana hep söylerler. Hocam işte siz de şu konuda bir şey diyeyim. Ben diyorum ki ben o konuyu bilmem. Dini konuda bir şey. Ben bilmiyorum ki. Ya olur mu? Estağfurullah hocam yani okumuşsan bilmez olur musun? Kardeşim bilmiyorum ben. Ben dinimize göre cahilim. Alime git sor. Ben de alime soruyorum zaten. Ama alim dediğim öyle resmi sıfatlı alimler değil. Gerçek alimler. Niye? Çünkü onların da kadroları var. Yani her kadroda olan o işi biliyor demek değil. Zaten liyakatsizlik çukuruna düştüğümüz için bu her yerde böyle. Dolayısıyla Aziz abi bir ara İstanbul'a gelmişti. Bizde kalıyordu. Allah selamet versin. Onu akşam böyle bizim İslamcı entel kardeşlerimiz onlarla bir muhabbetimiz vardı. Onu da aldım götürdüm. Tabii o Paris'ten geliyor. Uzun saçları var. Yani tipi tam böyle bir entelektüel karikatür olur ya. Ağzında... Aynı. Aynı adam. Öyle bir özentisi yok ama adam kendisi böyle. Ondan sonra Aziz abi öyle bir adam. Tabii bizim arkadaşlar Paris'ten geldi falan deyince o aşağılık kompleksimiz var ya bizim. İki asırdır artık katmerlene katmerlene çiçilik haline gelmiş. Bizde onu ayırt etmesi çok zordur. Yani boydan boya, ayaktan başa o kompleksle yaşıyoruz. Neyse Aziz abiye pek bir ilgi gösterdiler. Fakat tabii bir terbiyesizlik yaptılar. Hep yaptığımız gibi. Tereciye tere satmaya çalışıyor. Birisi kalktı. Rene Genon'da Aziz abiye... Daha yeni tanışmış. Abi Genon'da şöyle der. Genon'da böyle der. Rene Genon. Allah rahmet eylesin. Şimdi Aziz abi dinliyor tabii. Edepli adamlar dinliyorlar. Bizim gibi değiller. O dinliyor. Sonra çok kibarca dedi ki... Aziz kardeşim dedi. Rene Genon onun tam zıttını söylüyor galiba. Adam... Nasıl abi yani? Olur mu abi öyle falan. Tabii o Fransızcasından bütün külliyatı yuttuğu için. Ben biliyorum da o bilmiyor gariban. Onu bir güzel oturtturdu. Ama tabii arkadaşlar gene coştular. Bu sefer Heidegger bahsine geçtiler. Şimdi Paris'ten geldiği için ona entellik satmak zorundalar. Öyle sanıyorlar. Halbuki adam öyle bir şey konuşmuyor ya. Oraya muhabbete gelmiş.

Burayı açayım abi. Biz niye böyleyiz? Mesela Cem Yılmaz'ı görüyor adam havaalanında. Cem Yılmaz'a fıkra anlatmaya çalışıyor. Ya da mesela ben karşılaşırım. Ya geçen şöyle bir şey anlatmıştın ya diye başlayıp... ...bana anlattığım şeyi baştan sona anlatır. Ve nezaketen susarım beş dakika. Bulunca... Cem Yılmaz'ı bulduysan gül. Aziz abiyi bulduysan dinle. Ya da mesela gideriz bazen... ...çok sevdiğimiz hocalarımıza belediyeye. Belediye başkanı döktüğü asfaltları anlatır. Sadettin Ökten hocaya mesela. Bi sus, dinle.

Biz niye böyleyiz? Yani saçını kaçırsın... ...başını kaçırsın anlamazsın. Hala anlatır. Şimdi abi... ...insanoğlunun tabii bir onaylanma... ...duygusu var. Eksiği var. Genelde öyle. İlgi çekme. Beni de tanı. Beni de sev. O bahis var. Ben iyi yerden bakarım. Yani insanlar bir ilişki... ...kurmak isterler. Senin sevmeni isterler. Çünkü seni bir şey sanıyor. Meşhur olanları bir şey sanıyorlar. Üstüne alınma. Ama öyle yani. O da insan canım senin gibi. Bu bizim arkadaşlarla başladılar. Bu sefer Aydeger bahsine. Burada golleyince... ...ama adam şey yapmadı Allah için. Ukalelalık yapmaz zaten. Bilmediği bir şey söylemez. Ahlak işte. Bilmediği konuda dinler. Hiçbir şey söylemez. Bizimkiler bu sefer o bahise de girdiler. Şimdi Aziz abi... ...muhabbete gelmiş bir adam. Bu entel gargarayla bu adamın... ...kafası benim de tabii. Ben hadi neyse... ...gırgıra falan alıyorum. Ortalığı... ...kaynatıyorum falan ama Aziz abi gariban... ...orada kalakal. Çıktık abi... ...oradan. İki üç saat sonra... ...bizim eve doğru dönüyoruz. Arabada... ...Aziz abi çok üzgündü. Dedi Savaşcığım ben bugün çok üzüldüm. Niye abi ne oldu falan. Ya dedi görmedin mi o gençleri dedi. Ben şunu anladım abi dedi. Bu memlekette... ...Müslümanlar Müslümanlıktan bıkmış. Niye abi ya ne demek istedin dedi. Ya dedi. Kendine faydası olmayan... ...kendini kurtaramamış. Hayde geri dedi. Bir rehber gibi. Bahis olarak edebilirsin. Okuyabilirsin de tartışabilirsin de. Fakat dünya ondan ibaretmiş gibi. Hakikat. Hakikat arıyoruz. Hakikat Allah'tır dedi ya. Hakikati nerede arıyorsun ya. Adam arıyorum demiş zaten çöpe gitmiş. İmanına kavuşamadan... ...çekmiş gitmiş dedi ya. O mu senin önde mi olacak. O mu senin örneğin olacak. Müslümanlık niye yetmiyor abi bize dedi. Ama bu manada... ...diyor gene gençler o cehalet... ...şeylerini yapmayalım itirazlarını. Mümin dünyaya... ...açık adammış. Çünkü sağlam adammış. Mesela böyle bir mümini götür. Eskimi olanın arasına koy. Amerika'nın ortasına koy. Çin'in ortasına koy. Ne olur ki o adama?

Işıldar sadece. Leyla'yı götürüp Londra'nın ortasına bıraksam... 
...bir bülbül gibi yaşamasını değiştirmez... 
...çocuktur. 
Sezai Karakalp.

Aynen öyle. Şimdi bu... ...Allah'a itimat etmemek. Ya itimat edeceğiz ama... ...orada da biraz boşluklar var. Mesela... ...güç algımız. Bizim güç algımız... ...niye böyle üç kağıda daha çok dönük? Günlük hayatta dön. Çünkü bilgi de güçtür. Yani bir insanın okuması güçtür... ...diploması güçtür, mesleği güçtür. Bu illa hani güç dediğimiz... ...top, tüfek, efendim... ...dükümetler o anlamda değil. Güç her şeydir. Söylem gücü vardır. İyi konuşan birisinin gücü var demektir. Bunların hepsini kastediyorum. Biz bunlarla niye abi... ...Allah'a yarar, Allah'a uyar... ...bir halde değiliz ya? Çünkü Allah'ı merkez ittihaz etmiyorsun. Allah'ı merkez ittihaz edince... ...Rasulullah'ı ittihaz edersin. Rasulullah'ı ittihaz ettiğin vakit... ...sünnet senin ölçün olur. Sünnet pahalı. Sünnet uymak pahalı. En güzeli... ...herkes nasıl yapıyorsa... ...bu geçici dünyaya sanki hiç bitmeyecekmiş gibi... ...kul köle olan kafirler, batılılar, doğullar... Batı doğuyu da çok sevmiyorum da neyse. Galat olmuş. Yani mümin olmayanlar. Öyle diyelim. Nasıl yaşıyorsa... ...sen de öyle yaşıyorsun. Bir tek üzerine... ...aksesuar diye Allah yazılı bir kokart takıyorsun. Ne oldun? Allah'ın adamı oldun. Niye? Burada kokartın var. Bak Allah yazılı. Gibi. E şimdi... ...o zaman ne oluyor? Din bir aksesuar haline gelir. Dikkat edin. Bir süre sonra o aksesuar olsa da olur... ...başka bir aksesuar buluyorsun. Deizme neden kaynıyor? Bundan kaynıyor... ...kardeşim. Yani sen Allah'ı... ...varlık olarak, senin aslın... ...özün ve... ...gideceğin menzil olarak... ...her anında, her işindeki... ...sünnetin tanımı bu. Yaşamadıkça... ...her işine böyle bakmadıkça... ...zaten bir süre sonra... ...Allah-u Teala... ...senin dünyanda bir teferruat oluyor. Bir bahis konusu. Bir mevzu bahis oluyor. Mevzu... ...mesafe demektir. O yüzden eski insanlar çok böyle dini... ...ibarelerle konuşmazlar. Niye? E adam zaten içinde. Yani niye anlatayım ki ben yani... ...şimdi sen bir balıkçıya git... ...denizi sor. Abi deniz nasıl bir şey abi ya? Ona bir tarif etsene. Bir şiirini yazsana abi. Çekil kardeşim Allah Allah. Denizde işte balık tutuyoruz yani. O adam zaten denizi... ...içiçi olduğu için... ...niye her gün denizden bahsetsin?

Ya da iki balıkçı denizdeyken... ...niye denizi konuşsun?

Aynen. Orada. Şimdi mümin mümine... ...İslam'ı anlatıyor. Düşünün. Mümin mümine... ...imanın ne kadar kıymetli olduğunu... ...ben ikna etmeye çalışıyorum. Bütün hayatım böyle geçti. Ya arkadaş o tapındığınız... ...o peşinden koştuğunuz İsmet Özel'in deyimiyle... ...Rab diye bellediğiniz tuğlalar... ...o tutulduğunuz tuğlalar var ya... ...diyor ya... ...yani onlarda... ...bir halt yok. Bakın ben o Batı'yı biliyorum. Okuduğum siyasetini, tarihini... ...şiirini, edebiyatını, müziğini. Bunu ama şunu için söylemiyorum. Hiçbir kıymet yok. Kıymet var da o kıymet mümine ait. Hikmet. Hikmete sahip... ...olana aittir. Kırmızı renk, kırmızı rengi görebilene... ...aittir. Renk körüne sen kırmızıyı... ...anlattıramazsın. Şimdi sen Allah-u Teala bütün bu alemin... ...renklerini tanıtmış... ...sen diyorsun ki yo ben illa... ...şu renge bakıyorum. Diğer renkler böyle bir şey yok. Dolayısıyla müminlerin... ...Allah'a itimat etmemeleri... ...kendilerine ve diğer insanlara da... ...etmemelerini doğuruyor. Ve sünnete uymamaları... ...yani sünneti bir ölçü olarak görmemeleri. Onları hayatta güya özgürleştiriyor ama... ...maalesef yıkıma doğru... ...kişiliksizliğe doğru... ...omurgasızlığa doğru götürüyor. Evet çok zengin oluyor. Evet çok güçlü oluyor. Evet hükmünü yürütüyor. Şu anda onu görüyoruz. Eskiden biz bir gazetemiz olur muydu? Bir televizyon kanalı olabilir mi? Allah diyen bir adam bir yerde bulunur mu? Osmanlı diyen bulunur mu? Bakın bu da yasaktı. O yüzden Türk müziği falan lafları türetilmiştir ya. Osmanlı demek de yasak. Tabii onun adı Osmanlı müziği. Yani oralarda insanlar böyle diyorlar... ...ya bir Allah diyen bir adam, okumuş bir adam... ...olur mu acaba üniversitede okuyan? Derken oradan... ...evet dindarlar şu anda... ...pek çok şeye sahip. Ama pek çok şeye sahip olmak... ...kendisi olmak anlamına gelmiyor.

Deyip bir virgül koyalım. Olur. Bir sohbette söylediğin bir ifade vardı abi... ...kulluğu kafi görmüyoruz.

Evet.

Bunu da bir dahaki programda mevzu yapalım. 

Olur. 

Teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Sağ olasın.







Yorumlar